Bölüm IV : Tuareklerin Efsanesi (devamı)
Bir süre sonra bazıları denizin karşı yakasını merak ederek oraya geçmek istediklerinde, idareciler buna karşı çıktılar. Karşı yakadaki eski akrabalarının onlara yaptıkları bir çoğu tarafından hatırlanıyordu ancak gençler inatçılıkla ısrar ediyorlardı. Bunun üzerine yöneticiler toplandı. Bir konsey oluşturdular ve karşı yakaya giderek eski bağlarını yeniden canlandırmak istediler.
Yirmi kişilik heyet El Morad bölgesine geldiklerinde karşılaştıkları köylüler çığlıklar atarak kaçtı. Askerler ve savaşçılar geldi. İnsana benzeyen bu yeşil derili, iri yarı ve güçlü yaratıklardan daha önce hiç görmemişlerdi.
Konsey üyeleri biz dostuz yöneticilerinizle görüşmeye geldik dediklerinde hepsi bu yaratıkların konuştuğuna hayret ettiler ancak hemen üzerlerine çullanıp ellerinden ve ayaklarından zincirlere vurdular.
Askerlerin başındaki Klan lideri, atının üzerinde El Morad'ın surlarına geldiğinde, bu olayın haberi çoktan duyulmuştu. Birçok insan ve konsül üyesi şehrin girişinde bekliyordu bile. Önlerinden geçirilen prangalı Karuslulara iğrenerek ve tiksinerek bakıyorlardı. İçlerinden bazıları kendi torunlarıydı ancak bunu bilenler bile onlardan yüzünü çeviriyordu.
Kent meydanındaki büyük Logos anıtı yakınında durduruldular. İtile, kakıla hepsi bir araya getirildi.
Kral Paul bir takım konuşan yaratıkların esir alınıp kente getirildiğini haber verdiklerinde, beyazlaşmış saçlarını taratmakla meşguldü. Hemen adamları ile birlikte saraydan çıkarak anıtın yanına gitti. "Patos'un yaratıkları artık konuşmayı mı öğrendi" diye konuştu.
Karus heyetinin başkanı Gringod, kan revan içerisinde güçlükle doğrularak, "Ey kral Paul. Ben senin hastalıklı diye kovduğun insanlardanım. Benim çocukluğum burada geçti ancak sen ve bu kendini beğenmiş halkın bizi dışladınız, bize eziyet ettiniz, bizi kovdunuz. Benim gibi hastalığa uğrayanlar ölmedik. Çocuklarımız ve onların çocukları doğdu. Bunun artık bir hastalık olmadığını gör. Bu bir lanet ve laneti getiren biz değiliz. Barış ve huzur içerisinde çocuklarımızın buraya girip çıkmasına izin vermenizi istemeye geldik" dedi.
Kendini beğenmiş bir konsül lordu hemen söze girdi. "Siz mi bizimle aynı nesildensiniz. Siz sadece pis, yeşil, ilkel yaratıktan başkası değilsiniz. Bir bize bak bir kendinize."
Heyet başkanı yine konuşarak, "bugün burada benim yerimde sende olabilirdin veya senin yanındaki lordlardan birisi de" ve eli ile etrafını işaret ederek "buradakilerden birisi de. Biz de bir zamanlar sizin durduğunuz yerdeydik. Bunu anlamıyor musunuz" dedi.
Kral Paul konsüle dönerek "Ne yapmamı istiyorsunuz" diye sordu.
Kovalım, öldürelim, parçalayıp kanallara atalım cevapları gelince şövalyelerine işaret etti ve "bunları götürün yakaladığınız yerde öldürün, cesetlerini de parçalara ayırıp nehire atın" emrini verdi.
Dragnon.... Yaşlı heyet üyesi, öldürülecekleri yere götürülürken yorgunluk ve ızdıraptan bayıldığı için şövalyeler öldü sanarak düştüğü yerde "bunu köpekler parçalasın biz şunları halledelim" diye gülüşerek bırakmışlardı.
Güçlükle doğrularak bir ağaca yaslandı. Karanlık yüzünden nerede olduğunu bilmiyordu. Biraz sola dönünce, dolunayın deniz üzerinde meydana getirdiği yansımayı fark ederek o yöne ilerledi."Karus'a kadar dayanmalıyım" diye düşünüyordu sadece.
Tuarekler yaşlı Dragnon'un anlattıkları karşısında silahlanmış ve Roan Kamp ta büyük gruplar halinde toplanmışlardı. En büyük klanın başkanı ve en itibarlı savaşçı yenilmez Masthar yüksekçe bir kayanın üzerinde, mızrağının ucunu sahilde demirlemiş heybetli Karus gemilerine doğru yönelterek bağırdı.
'Kardeşlerim, bugün bizi dışlayan, eziyet eden, öldüren ve sevgi ile uzattığımız eli kesip paramparça eden insanlara bedel günü. Bir tekiniz bile geri kaçarsa onu kendi ellerimle cezalandıracağım. Haydi'
Patos'un laneti o gün yerine geldi. İnsanlık artık bir daha birleşemeyecek gibi ikiye bölündü.
Logos mahzun gözlerini yarattıklarından kaçırarak gökyüzüne çevirdi.
El Morad ve Karus'un sonsuza kadar sürecek savaşı başladı. |